Yazar: Salih Çetiner
 Günlük yaşamda belki de çok sık konuşulan fakat bilimsel anlamda birçoğumuzun sanıyorum yeteri kadar ilgilenmediğimiz ve dolayısıyla da bilgilerimizin tazelenmesi gereken önemli konuların başında güneş ışığına da yer ayırmalıyız diye düşünmekteyim. Güneş ışığı özellikle yaz aylarında ve deniz kıyısı yörelerimizde tatilini geçirenler için önemli bir değerdir. Ama her değer gibi hak ettiği değerde yerini almalıdır!... şimdi izin verirseniz kısaca ayrıntılı olarak ışık ve insan vücudu üzerindeki etkilerine gireceğim, belki de bu mu kısaca dedirtecek kadar!. Işık; görünür ışık, kızıl ötesi radyasyon, ve mor ötesi radyasyonundan oluşan bir elektromanyetik spektrumu ifade etmektedir. Güneş ışığı her yerde mevcut olan ve zengin bir ışık kaynağıdır. Güneş ışığı enerjisinin yaklaşık 2/3' ü yeryüzeyine ulaşmaktadır. Ozon tabakası, su damlacıkları ve toz parçacıkları tarafından absorbe edilen(emilen) ışınım; yükseklik, hava kirliliği, güneşin açısı (mevsimler) ve ozon tabakasına bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. ınsan vücudunda dokularla ışınım arasında etkileşim, ışınımın dalga boyuna göre belirlenen özgün özellikler göstermekte, ışınların etkisi ile ortaya çıkan dokusal yanıt ise, dokular tarafından emilen toplam enerji dozu ile belirlenmektedir. Deride 280-400 nm dalga boylu UV (ultraviyolet) radyasyonu ve 400-700 nm arasındaki dalga boylu görünür ışık temel etkinlik gösteren bölümlerdir. UV radyasyonu, dalga boylarına dayalı olarak 3 alt tipe bölünmüştür. Bu sınıflamada elektromanyetik spektrumun 100-280 nm aralığındaki dalga boyunda yer alan bölümü ultraviyolet C (UVC), 280-315 nm aralığındaki dalga boylarını kapsayan bölümü ultraviyolet B (UVB), 315-400 nm aralığındaki dalga boyunda yer alan bölümü ise ultraviyolet A (UVA) şeklinde olmak üzere optik filtreler kullanılarak belirlenmiştir. UV radyasyonunun en kısa dalga boyu olan UVC özellikle stratosferdeki ozon tabakası ve atmosferdeki nem tarafından emilmekte ve yeryüzeyine ulaşamamaktadır. UVB ışınlarının da bir bölümü ozon tabakası tarafından süzülmesine karşın önemli bir bölümü atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşmaktadır. Bu dalga boyları güneş yanığından, bronzlaşma ve fotodermatozların oluşumundan sorumludur. UVB'ye süregen (kronik) maruziyet deri yaşlanması ve deri karsinomu (kanseri) gelişimi ile sonuçlanabilmektedir. Yeryüzüne en yüksek yoğunlukta, güneşin tepede olduğu ve filtrelenmenin en düşük olduğu zamanlarda, düşük enlem ve yüksek rakım bölgelerinde ulaşmaktadır. UVB radyasyonu, pencere camı ve giysiler tarafından bloke edilmekte, fakat kuvartz camı ve su UVB ışınımını geçirmektedir. Güneş yanığı ve solar eritem (ışığa bağlı kızarıklık) genellikle güneşe maruziyetten 12-24 saat sonra gelişmektedir. Daha kısa dalga boylu UV ışınlarından daha az toksik olduğu düşünülen UVA doğal güneş ışığında mevcuttur ve ozon tabakası tarafından emilememekte, yeryüzeyine ulaşmaktadır. Belli oranda cam ve giysilerden de geçiş gösterebilmektedir. Güneş ışığında UVA'nın yoğunluğu UVB'den 500-1000 defa daha fazladır ve yeryüzüne ulaşan UV ışınlarının %1-10'u UVB, %90-99'unu UVA oluşturmaktadır. UVB yaz aylarında en yüksek yoğunluğa ulaşırken UVA yıl boyunca eşit dağılım göstermektedir.Gün içerisinde UVB ışınlarının %80'i, UVA ışınlarının da %70'i saat 10.00-14.00 arasında yeryüzeyine ulaşmaktadır. şimdi kısaca çok konuşulan ve hatta artık tüm görsel ve yazılı yayın organlarında sık sık karşılaştığımız harfler ve kelimeler konusunda az da olsa bilgilendik. Daha fazla da sizi sıkmak istemediğimden, tüm bunları neden yazıyorum kısmı geldi: Olumsuz ekolojik değişiklikler nedeniyle, özellikle çocukluk ve ergenlik dönemleri başta olmak üzere bireylerin yaşamlarının her döneminde güneşten bilinçli bir şekilde korunmasının altını çizmek istiyorum. çoğu birey yaşamı boyunca alacağı toplam UV miktarının %80-90 gibi çok yüksek oranına 20 yaşına kadar maruz kaldığından, çocukluktan başlayarak güneş ışınlarına maruz kalmayı azaltacak davranış değişikliklerinin geliştirilmesi başarılmalıdır.Sık örgülü giysiler ışık penetrasyonunu(geçişini) azaltmakta, şapkalar kafa derisini ve yüzü korumaktadır. UV geçirmeyen güneş gözlükleri ise katarakta karşı koruyucudur. UV ışınlarının en yoğun biçimde yeryüzüne ulaştığı 10.00-15.00 saatleri arasında gölgede kalınması gerekmektedir. Yine geniş spektrumlu ve yüksek koruma faktörlü bariyer oluşturucu günörtülerinin(güneş yağları-sütleri ) düzenli bir biçimde (güneşe çıkılmadan yarım saat önce uygulanması ve her 2-3 saatte tekrarlanması! ) kullanımının yaygınlaşması akut ve kronik (erken ve geç) UV etkilerinden korunmada büyük önem taşımaktadır. Saygılarımla,
09.05.2005 |