Kalp hastalıkları dünyada ve ülkemizde bu konuda giderek artan toplum bilincine rağmen en ön sırada gelen yaşam kaybı nedenlerinden olmaya devam etmektedir. Kalp hastalıklarını kalp kapak hastalıkları, kalp yetersizliği, kalp ritim bozuklukları, koroner arter hastalıkları gibi alt başlıklara ayrılabiliyorsak da kalp hastalığı denildiğinde çoğu kez kastedilen koroner arter hastalıları yani kalp kasını besleyen damarları ilgilendiren sorunlar olmaktadır.
Belli bir yaşa ulaşıldığında ‘acaba kalbimle bir sorunum var mı?’ endişesi çoğumuz için tanıdıktır. Bu anlamda ne kadar risk taşıyoruz bilmek istiyorsak kalp damar hastalıkları için hazırlayıcı faktörleri gözden geçirmek yerinde olacaktır.
Risklerimizi belirleyelim…
Sahip olabileceğimiz riskleri 2 grupta inceleyebiliriz; kontrol edemeyeceklerimiz ve edebileceklerimiz.
Kontrol edilemez risk faktörleri
- Ailede erken yaşlarda kalp damar hastalığı öyküsü bulunması
- Erkek cinsiyette olmak (Menapoz öncesi kadınlara göre erkeklerde kalp damar hastalığı riski anlamlı şekilde yüksektir)
- İleri yaşa sahip olmak (Kalp kökenli her beş ölümden dördü 65 yaş üzerindeki kişilerde gerçekleşmektedir.)
Kontrol edilebilir risk faktörleri
- Sigara kullanıyor olmak (Ani kardiak ölümlerin en önde gelen nedenidir!)
- Kan yağlarında yükseklik (Total kolesterol değerinin 200 mg/dl, LDL kolesterolün 130 mg/dl üzerinde, HDL kolesterolün 40 mg/dl’nin altında olması)
- Yüksek tansiyon (140/90 mmHg üzeri) probleminin varlığı
- Şeker hastalığı varlığı
- Fazla kilolu olmak
- Fiziksel hareketten yoksun bir yaşam tarzını benimsemiş olmak
- Stresli bir yaşam
Çoğumuz yaşam stili anlamında idealden uzağız…
Kalp damar hastalıkları söz konusu olduğunda temel hedef hastalıktan korunmaktır çünkü geçirilecek bir olayın yani infarktüsün geri döndürülmesi, kalp kasının tamiri söz konusu değildir. Bu gerçek doğrultusunda özellikle kontrol edilemez risklerin bazılarını taşıyorsak kontrol edilebilir riskleri yok etmek ya da en azından minimalize etmek için ciddi bir gayret gereklidir.
Kontrol edilebilir risk faktörlerine baktığımızda yüksek tansiyon ya da şeker hastalığı gibi tıbbi tedavi gerektirebilecek başlıklar dışında kişisel alışkanlıkların ve benimsenen yaşam stilinin son derece yönlendirici olduğu dikkat çekmektedir. Özellikle yoğun bir çalışma hayatı çoğu kez düzensiz ve kötü beslenmeyi, fiziksel hareketsizliği ve belki de bunlardan da önemlisi stresi beraberinde getirmektedir. Bu üç faktörün esasen yüksek tansiyon ve şeker hastalığı için tetikleyici olabileceği de göz önüne alındığında hayat stilimizi gözden geçirmek gerektiği çok açıktır.
Yaşam stili değişiklikleri çoğumuz için sevimsiz öneriler ya da yasaklar gibi algınsa da bunları bizim için belki de geleceğe ait en önemli yatırım olarak görelim. Zamanında alınacak önlemler ve aslında kolayca alışılabilecek basit değişiklikler ilerideki ciddi kısıtlamaları yaşamamızı engelleyecekse buna değer…
12.10.2006